Yazan: Mümin İNAN | Kurucu, MAC ART
Şirketler çoğu zaman operasyonda büyürken, iletişim tarafında aynı hızla ilerlemiyor.
Yeni yatırımlar yapılıyor, üretim kapasitesi artıyor, yeni pazarlara giriliyor, ekipler büyüyor. Fakat şirketin dışarıdan nasıl algılandığı birkaç yıl öncesinde kalabiliyor.
Bu fark özellikle üst yönetim açısından önemli.
Çünkü bugün bir şirketin ilk izlenimi çoğu zaman toplantı odasında oluşmuyor. Web sitesi, LinkedIn, sunum dili, dijital görünüm ve markanın genel tavrı; daha ilk görüşme yapılmadan şirket hakkında bir kanaat oluşturuyor.
Bu nedenle mesele yalnızca “iyi görünmek” değil.
Mesele, şirketin geldiği noktayı doğru temsil edebilmek.
Büyüyen şirket ile görünen marka aynı yerde mi?
Yıllar içinde birçok şirkette benzer bir tabloya rastladım.
Şirket içeride oldukça güçlüdür. Üretim altyapısı, insan kaynağı, finansal kapasitesi veya sektörel deneyimi ciddi bir seviyeye gelmiştir.
Fakat dışarıdan bakıldığında bu gücün tamamı görünmez.
Bazen eski bir web sitesi, bazen dağınık bir marka dili, bazen de şirketin ölçeğinin çok altında kalan bir iletişim yapısı bunu gölgeler.
Buradaki risk yalnızca estetik değildir.
Algıdaki bu fark; yeni müşteri kazanımını, işe alımı, yatırımcı görüşmelerini, ihracat temaslarını ve hatta şirketin fiyatlama gücünü etkileyebilir.
Çünkü şirketler yalnızca yaptıkları işle değil, o işi nasıl temsil ettikleriyle de değerlendirilir.
Bugün marka iletişimi yalnızca pazarlama ekibinin sorumluluğu olarak görülemez.
Doğrudan yönetim meselesidir.
Şirketin pazarda nasıl konumlandığı, ne kadar güven verdiği, hangi seviyede algılandığı ve rakiplerinden nasıl ayrıştığı; üst yönetimin stratejik gündeminin bir parçası olmalıdır.
Burada da önemli bir ayrım var:
İletişim, şirketi olduğundan büyük göstermek değildir.
Doğru iletişim, şirketin zaten sahip olduğu değeri görünür hale getirmektir.
Bir şirketin kendi iletişimini değerlendirirken şu sorular yeterince fikir verebilir:
Bu soruların cevapları zayıfsa, daha fazla reklam vermeden önce markanın temel iletişim yapısına bakmak gerekebilir.
Yeni bir fabrika, yeni bir ürün grubu, ihracat, yeni pazarlar veya yeni bir hizmet modeli…
Bunların her biri şirket için önemli bir gelişmedir.
Ancak bu gelişmeler markanın anlatımına yansımıyorsa dışarıdaki algı değişmez. İlk izlenim çoğu zaman henüz görüşme yapılmadan oluşur.
Şirket büyürken marka aynı yerde kalırsa bir süre sonra arada görünür bir fark oluşur.
Bence üst yönetimin dikkat etmesi gereken nokta tam olarak burası.
Marka, şirketin arkasından gelmemeli. Şirketle birlikte büyümeli.
30 yıldır farklı sektörlerden şirketlerle çalışırken en sık gördüğüm konulardan biri bu oldu.
Bazen şirket düşündüğünden daha güçlüdür, fakat bunu yeterince gösteremez.
Bazen de marka güçlü görünür ama içeride aynı karşılığı yoktur.
Sağlıklı olan, bu iki tarafın birbirine yaklaşmasıdır. Kurumsal kimlik de tam olarak bu hizayı kurmak için vardır.
Bu yüzden belki de zaman zaman yönetim masasında şu soruyu sormakta fayda var:
Şirketimiz büyüdü. Peki markamız da onunla birlikte büyüdü mü?