Ekonomik dalgalanmaların arttığı dönemlerde işletmeler için asıl mesele umutlu olmak değil, doğru dengeyi kurabilmektir.
Son dönemde birçok işletme sahibinden aynı soruyu duyuyorum: “Bu süreçte nasıl durmalıyız? İyimser mi olalım, yoksa daha temkinli mi?”
Bu soru sadece bir strateji sorusu değil. Aynı zamanda bir duygu sorusu.
Çünkü iş yavaşladığında, tahsilatlar geciktiğinde, giderler baskı oluşturduğunda insan sadece işletmesini değil, kendini de sorgulamaya başlıyor.
Ben de bu sürecin dışından konuşmuyorum. Tam içindeyim.
Açık söyleyeyim; bir dönem ben de bu yoğunluğun içinde bazı şeyleri göremedim. İş vardı, koşturma vardı, üretim vardı… Ama bir yerde sistemin bazı parçaları sessizce aksıyordu. Fark etmiyorsunuz. Çünkü içerideyken her şey “normal” geliyor. Ta ki bir gün, bir dostum bana çok net bir şey söyleyene kadar:
“Sen iş yapıyorsun ama sistemi yönetmiyorsun.”
İlk anda insan kabul etmek istemiyor. Çünkü emek veriyorsun, çalışıyorsun, mücadele ediyorsun. Ama sonra durup düşünüyorsun…
Haklıydı.
İşin içindeyken körleşiyoruz. Bu çok insani bir şey.
Bir süre sonra sorgulamayı bırakıyorsunuz.
Ben de bıraktığım bir dönemden geçtim.
Sorun büyümedi belki ama benim onu görme kapasitem azaldı.
Ve bu aslında birçok işletmenin yaşadığı bir durum.
İşte tam burada konuya geri geliyoruz. Ben o dönemde şuna sığınmışım: “İşler düzelecek.” Bu bir umut. Ama tek başına yeterli değil. Çünkü gerçek şu: İşler, biz değiştirmeden değişmiyor. Diğer tarafta ise şu tuzak var: “Her şey kötüye gidiyor.” Bu da insanı durduruyor.
İki uç da aynı hataya götürüyor: Hareketsizlik.
Zamanla şunu daha net gördüm: Ne kör bir iyimserlik, ne de tamamen karamsar bir bakış…
İş dünyasında işe yarayan tek şey: gerçekçi bir farkındalık.
Yani;
Bu çok daha sağlıklı bir zemin.
Birçok kişi “müşteri yok” diyor. Ama aslında mesele bu değil.
Müşteri var. Ama artık daha dikkatli.
Yani satın alma davranışı değişti.
Bu yüzden sorun çoğu zaman şu oluyor: Biz hâlâ eski yöntemlerle anlatıyoruz.
Ben de bunu fark ettim.
“Biz gerçekten anlaşılabiliyor muyuz?”
Çünkü çoğu zaman anlatıyoruz ama net değiliz. Paylaşıyoruz ama güven vermiyoruz. Varlığımız var ama etkimiz yok.
Bu farkı görmek kolay değil.
Ama birisi size dürüstçe söylediğinde… O zaman başlıyor değişim.
Bu süreçte mesele güçlü görünmek değil. Gerçeği görebilmek.
Ben kendi adıma şunu öğrendim:
Bazen en büyük gelişim, birinin size dürüstçe “burada eksiksin” demesiyle başlıyor.
Ve eğer bunu savunmaya geçmeden dinleyebilirseniz… işte o zaman büyüme başlıyor.