Dijital dünyada birçok marka ajans başarısını takipçi sayısıyla ölçüyor. Peki bu gerçekten doğru bir kriter mi? Yoksa görünür olanla, değer üreteni karıştırıyor muyuz?
Son dönemde en sık duyduğum sorulardan biri şu: “Takipçimiz neden artmıyor?”
Bu soru çok normal. Çünkü sosyal medyada ilk görülen şey rakamlar.
Ama önemli bir gerçek var: Görünen her zaman gerçeği temsil etmez.
Bugün bir hesabın 100 bin takipçisi olabilir ama iş yoktur. Başka bir hesap 3 bin takipçiyle sürekli müşteri buluyordur.
Yani mesele takipçi sayısı değil, o kitlenin sana ne kazandırdığıdır.
Sosyal platformlar artık sadece takipçi sayısına göre çalışmıyor. Özellikle Adam Mosseri’nin de vurguladığı gibi sistemin odağı:
Yani işin özü şu: Takipçi değil, davranış önemli.
Bugün biri sizin sayfanıza girdiğinde aslında şunu düşünüyor:
“Bu firma benim işimi çözer mi?”
Eğer bu soruya net bir cevap veremiyorsanız: Takipçi artmaz; artsa bile dönüş olmaz.
Çünkü insanlar içerik değil, kendine fayda sağlayan markayı takip eder.
Eskiden müşteri arar, bilgi alırdı. Şimdi süreç tamamen değişti.
Bugün insanlar önce web sitenize giriyor, sizi inceliyor, sosyal medyanıza bakıyor, sizi analiz ediyor.
Güven oluşursa iletişime geçiyor. Yani sosyal medya artık paylaşım alanı değil, güven alanı.
Kendi yaşadığım bir durumu açıkça paylaşayım.
Bir firmayla çalışmaya başladığımızda dijitalde neredeyse yoklardı. Ne doğru bir anlatım vardı ne de net bir duruş.
Süreçte marka dili oluşturduk, kendini doğru ifade eden bir yapı kurduk, içerikleri planlı ilerlettik. Etkileşimler arttı, geri dönüşler başladı.
Ama 6 ay sonra gelen soru şu oldu: “Takipçi neden az?”
Açık söyleyeyim, bu noktada insan üzülüyor. Çünkü yapılan iş değil, sadece görünen sayı konuşuluyor. Ama bu durum sektörde çok yaygın.
Sebep aslında basit: Rakipler yüksek sayı gösteriyor, yapay büyüme arttı, sayı = başarı gibi algılanıyor.
Ama gerçek şu: Yüksek takipçi, yüksek iş demek değil.
Dijitalde gerçek başarı şu: Takipçi + Etkileşim + Güven = Sonuç
Sadece takipçi varsa ama talep yoksa, mesaj yoksa, dönüş yoksa, o büyüme sadece görüntüdür.
Ajansın görevi takipçi artırmak değil. Asıl iş: Markayı doğru anlatmak ve doğru kişiye ulaşmasını sağlamak.
Bu da net bir dil, doğru içerik ve tutarlı bir görünüm ile olur.
Bunu da net söylemek lazım: Her marka sosyal medyada aynı hızda büyümez. Bazı sektörler hızlı büyür, bazıları daha dar bir kitleye hitap eder.
Herkes bir makine markasını takip etmez. Ama ihtiyacı olan kişi eder.
Soru şu:
Herkes mi takip etsin, yoksa doğru kişi mi?
Şunu net söyleyebilirim:
Takipçi büyütmek kolay, marka büyütmek iş.
Dijitalde önemli olan: kaç kişinin sizi takip ettiği değil, kaç kişinin sizi tercih ettiği.